Şuan Okunan
Bahar Noktası Soruşturması: Güldürüden öldürüye!

Bahar Noktası Soruşturması: Güldürüden öldürüye!

Avatar fotoğrafı
Bahar Noktası Soruşturması: Güldürüden öldürüye!

Düşmanın yok mu? Nasıl olmaz? Yoksa sen hiçbir zaman doğruyu söylemedin mi? Sen hiçbir zaman adaleti tercih etmedin mi?” – Santiago Ramón y Cajal

BEYZA YILDIRIM

Uruguaylı gazeteci ve yazar Eduardo Galeano okurlarına sarsıcı bir soru yöneltir: Düşman sahibi olmak için ne yapmak gerekir? Doğruyu söylemek mi, adaleti savunmak mı? Günümüzde şiddetini her geçen gün artıran bu durum aslında insanlığın varoluşundan beri süregelen kadim bir ikilemdir. Doğruluk ve adalet bizlere en büyük erdemler olarak öğretilse de maruz kaldığımız kötücül şiddet karşısında uzun zamandır sessizliğe itiliyoruz. Gitgide “Kapını pencereni kapat, aman ses etme, dikkat çekme; yoksa başına bir iş gelir” telkiniyle pasifize edilen toplumlara dönüştük. Hatta bu durum atasözlerimizde de kendine yer bulmuş: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” Dokuz köyden kovulmama arzusu zamanla doğrunun ve haklının ne olduğunu unutmamıza yol açtı. Peki bizler gerçekten devasa bir şiddet çarkının altında ezilen masumlar mıyız? Yoksa bu kötülüğe teslim olarak kendimize uyguladığımız otosansür ve eğilip bükülmelerimizle bu cehennemde yanmayı sonuna kadar hak mı ediyoruz?

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST), Shakespeare’in kült metinlerinden Bir Yaz Gecesi Rüyası‘nın Can Yücel söyleyişi olan Bahar Noktası‘nı, yönetmen koltuğunda Aysel Yıldırım, Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin ve Metin Göksel’in yer aldığı yeniden yazılmış versiyonu Bahar Noktası Soruşturması adıyla sahneye taşıyor. Aynı isimlerin metin düzenleme ve kurgu ekibinde de yer aldığı oyun, Can Yücel’in Shakespeare’e yaptığı radikal çeviriyi yeni bir kurgunun bağlamına oturtarak Bahar Noktası oyunundan hareketle bir soruşturmayı konu alıyor.

Oyun, Şair’in ölümüyle başlıyor. Sahne açıldığında ilk bakışta bir tiyatro kumpanyasının, yerde yığılmış Şair’e dehşet içinde bakışıyla karşılaşıyoruz. Daha sonra ölen Şair kenara geçiyor ve dördüncü duvarı kırarak seyirciyle göz göze, hikâyeyi anlatmaya başlıyor: Bu hikâyenin nasıl bir güldürüyken kanlı bir öldürüye dönüştüğünü… Oyun boyunca nerenin, neyin ve kimin başkanı olduğu bilinmeyen Başkan’ın, ülkenin en nüfuzlu ve zengin ailelerinden birinin kızıyla evlenmesi sebebiyle tiyatro kumpanyası Başkan’ın düğününe davet edilir. Başkan ve tebaası, düğünde oynanması için Shakespeare’in en zararsız (!) metni Bahar Noktası‘nı seçer. Bahar Noktası’dır bu; sazlı sözlü düğünlerin geçtiği, âşıkların muradına erdiği fantastik bir güldürüdür. Fakat anlamak ve algılamak yetisinden bihaber olan kişilerce zararsız olarak nitelendirilen bu peri masalı, bir anda iktidar için huzur kaçıran bir anlatıya dönüşür.

Yapısı bakımından metatiyatro formuna sahip olan oyun, oldukça çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Oyun boyunca bir yandan BGST’nin kurguladığı ana hikâyeyi -kumpanyanın oyunu sahneleme sürecini, Başkanın düğününü, şairin ölümünü ve soruşturma safhalarını- adım adım izlerken bir yandan da Can Yücel’in Bahar Noktası ve Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası metinlerini takip edebiliyoruz.

Can Yücel’i ve Shakespeare’i ayrı ayrı vurgulamakta fayda var çünkü Bahar Noktası her ne kadar bir Shakespeare çevirisi gibi görünse de aslında Can Yücel’in serbest çeviri tarzıyla yeniden kaleme aldığı bir versiyondur. Yücel’in kimi çevrelerce eleştirilen bu çeviri üslubunun Shakespeare’e yeni ve özgün bir soluk getirdiği söylenebilir. Bu tutumu neticesinde Can Yücel, kendisini bir çevirmen olarak değil “Türkçe söyleyen” olarak konumlandırmıştır. Öyle ki Yücel’in metne ektiği tohumlar karakter isimlerinden (Oberon/Babaron, Egeus/Ege, Titania/Müzeyyen, Lysander/İskender gibi) diyaloglara kadar sirayet eden derin bir Türkçeleştirme hâlidir. Lafı asıl yazara birebir sadık kalmadan kendi üslubuyla, dolandırmadan ve kıvırmadan anlatma tercihi de Yücel’i bir çevirmenden ziyade bir “söyleyen” hâline getirmiştir.

Can Yücel’in biçimde ve dilde izini sürdüğü bu radikal tutum, BGST’nin kurgusunda Şair’in eylemiyle politik bir boyuta taşınır. Şair lafını dolandırmadan açık açık söylediği ve Yönetmen tarafından otosansüre uğratılan metnin belli kısımlarını yine de sahnede sergilediği için, Başkan’ın tebaasını rahatsız eder ve sahnede vurulur. Bu vurulma olayı iktidar şiddetinin ne denli korkutucu bir boyutta olduğunu gözler önüne sererken oyunun sonunda, her şeye rağmen kumpanyanın yeni bir oyun için yeniden bir araya gelme motivasyonu şaire bir saygı duruşu olarak okunabilir.

bahar noktası sorusturması 9

Şiddetin iktidarın en önemli araçlarından biri olduğunun altını çizen Walter Benjamin, şiddet ile iktidarı ayrılmaz bir bütün olarak ele alır. İktidar tahakküm altında tutmak istediği her alanda ilk olarak şiddete başvurur. Kontrol edemediğinin korkusunu yine şiddetle bastırır. Nitekim oyunun en önemli meselelerinden biri olan sansür ve otosansür de iktidar tarafından uygulanan bu şiddetin bir sonucu olarak ön plana çıkar.

Zararsız bir güldürü olarak seçilen Bahar Noktası’nda Tezeus ve Amazonlar Kraliçesi İpolita’nın evliliğini izleriz. Tezeus, İpolita’nın ülkesini de aşkını da kılıcıyla kazandığını vurgularken, İpolita’nın bu evliliğe tam da bu sebeple oldukça gönülsüz yaklaştığını görürüz. Oyunun hikâyesiyle paralel olarak Başkan’ın evlendiği nüfuzlu ailenin kızının da bu evliliğe gönlünün olmaması, zararsız olarak addedilen bir metnin, okumasını bilene oldukça çarpıcı gerçekleri sunduğunu gösterir. Öyle ki gönülsüz gelin İpolita’nın, tıpkı kendisi gibi gönülsüz olan yeni geline kadeh kaldırması ve kadehi -her ne kadar sarhoşluktan olduğu söylense de bir çeşit başkaldırı olarak okunan bir eylemle- yere atıp kırması, iktidarın şiddetini tetikleyen temel unsur olur.

Bu eylemle tırmanan şiddet Başkan’ın isteği ve yönetmenin otosansürüyle oyundan çıkarılan, Babaron’un büyüsü sonucu eşek ile periler ecesi Müzeyyen’in cinsel birliktelik yaşadığı o alegorik sahneyle geri dönülemez bir boyuta taşınır. İktidarın ahlak ve etik ilkelerine -nasıl bir ahlak ve etikten söz edilebilirse- ters düşen bu sahne, kendi seçtikleri oyunla kendi vurulmalarına sebep olmuştur. Bütün bunlara ek olarak, Şairin kurusıkı bir silahla sahnede gerçekleştirdiği şakayla tepe noktasına ulaşan ve Şairin ölümüyle sonlanan oyun, asıl bundan sonra başlar. Soruşturmaya alınan kumpanya, örgüt olmaktan devlete başkaldırmaya kadar binbir türlü suçlamayla itham edilir.  Tam bu noktada oyun birlikte düşünmek için birkaç soru bırakır kucağımıza: “Bir tiyatro metni ne zaman zararsızdır?”,  “Entellektüel’in sorumluluğu nelerdir?” , “Tiyatro sansürle birlikte apolitikleştirilebilir mi? Yoksa özü itibariyle politik midir?” ve tabii ki “Hak, hukuk, adalet kim ve kimler içindir?”

Bu sorularla beraber günümüzde hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen tutuklamalar, sansür ve yasaklamalar gibi yaşanan birçok soruna da referans veren oyun tam da bu noktada dikkat çeken bir yerde konumlandırıyor kendini. Kendinden olmayanı dışlama, kendi sinir uçlarına dokunulduğu hissedildiği an yasayı bir şiddet aracı olarak kendi lehine kullanma ve haksız yargılama, duymak istediğini duyma, görmek istediğini görme ve her şeyi buna yönelik kurgulayıp kontrol altına alma tahakkümü ne yazık ki günümüzde de çok sık karşılaştığımız bir durum.

Yazar tarafından bir tiyatro metninde eşekle insanın cinsel münasebete girmesi fantastik ve alegorik bir ironi amacıyla bambaşka bir mesaj iletilmek üzere verilebiliyor iken algılanış biçimi bunu doğrudan bir tehlike unsuru olarak tanımlayabilir. Burada sorulması gereken şey şudur o halde: “Sorun yazılan ya da çizilende mi, yoksa ona kendi görmek istediği gibi bakanda mı?” Sanıyorum bu soruya verdiğimiz cevap kendi içinde her şeye bir çeşit açıklık getiriyor.

Oyuncu kadrosunda Aysel Yıldırım, Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Cüneyt Yalaz, Esra Dilsöz, Metin Göksel ve Nevzat Eser’in yer aldığı oyunda her oyuncu birden fazla karaktere hayat veriyor. Metnin kurgulanma ve düzenlenme aşamasında da ekipten neredeyse birçok ismin yer alması, oyunun her adımında kolektif bir emeğin varlığını gösteriyor. Böylelikle oyun gerçek bir kumpanya işi olarak sahneye taşınıyor. Yaklaşık 120 dakika süren ve iki perdeden oluşan oyunun ritmi oyuncuların yüksek performansları sayesinde baştan sona hiç düşmeden devam ediyor.

Bu denli çok katmanlı bir oyunu sahnelemek ekip için, takip etmek ise izleyici için biraz zor ve korkutucu görünebilir. Fakat gerek performansların dolu ve doygun oluşu gerekse birbirini takip eden hikâye kurgularının çatışmadan ritmik bir şekilde akması, oyunun takibini seyirci açısından kolaylaştırıyor. Ekip tarafından iyi kavranmış bir metnin üzerine kurulmuş sağlam olay örgüsü kanımca izleyene hem hikâyeyi anlama hem de hikâyenin içindeki hikâyenin nelere sebep olduğunu gözlemleme hususunda büyük bir alan açıyor. Ayrıca genel olarak değerlendireceğim performansların oyun boyunca komedi ve gerilimden oluşan iki damarı da aktif ve dengeli bir şekilde sürdürüyor olması, izleyenin ne tamamen buhrana düşmesine ne de kendisini komiğe kaptırıp gerçeklerden uzaklaşmasına izin veriyor.

bahar noktası soruşturması 6

Sahne tasarımında Veli Kahraman’ın yer aldığı oyunun dekoru ve sahne estetiği hem Bahar Noktası hem de Bahar Noktası Soruşturması oyun metinlerinin izlerini taşıyacak şekilde kurgulanmış. Sahnede yer alan iki çit ve üzerlerine gerilmiş birer çarşaf, bu çitlere asılmış ve oyun boyunca kullanılan şemsiyeler ile uçlarında yer alan çiçek öbekleri ve sahnenin iki yanından sarkıtılan ince naylonlar dekorun hem estetik hem de işlevsel bir biçimde bütünlüklü bir kompozisyon sunmasını sağlıyor. Özellikle şemsiyeler ile uçlarındaki çiçek öbeklerinin yıpranmış görünümü, bir çeşit yitip gitmeyi anlatırken aynı zamanda her hâlükârda gelecek olan o baharın simgesel bir ifadesi olarak okunabilir. Ayrıca soruşturma sahnelerinde kullanılan dijital kamerayla oyuncuların yakın plandan çekilerek sahneye yansıtılması, oyunun gerilimini artırıyor ve soruşturma sahnelerinin etkisini güçlendiriyor. Performanslarla kurulan dil, dekor ve sahne estetiğiyle birleştiğinde seyirciyi yaratılmak istenen ambiyansın içine çekmekte oldukça başarılı bir noktada duruyor.

Oyunun ritmine olumlu anlamda katkı sağlayan bir diğer unsur ise müzikler ve koreografi. Müziklerini Cansun Küçüktürk’ün yaptığı oyunda, belli sahnelerde koreografiyle birleşen müzik; ritmi ve izleği canlı tutmada önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Yine oyuncular tarafından gerçekleştirilen hip-hop performansı da oyunun modern sahneleme fikrine katkı sağlayan güçlü bir detay olarak dikkat çekiyor. “Tiyatroda öyle şey olur mu?” demeyin hiç. Bakın görün ki her şey olabiliyor. Hatta olduğunda pek de güzel oluyor!

Ele aldığı konu ve açtığı perspektifle düne, bugüne ve belki de -umarım ki öyle olmaz- geleceğe referans veren Bahar Noktası Soruşturması, çarpıcı bir sahneleme olarak sezon boyunca izleyenlerini bekliyor.

*Bahar Noktası Soruşturması, Moda Sahnesi Büyük Sahne’de izlenebilir. Biletler Biletinial‘da.

Kreosus yazı sonu görseller (3)

bahar noktası soruşturması afis“Bahar Noktası Soruşturması”

Yazar: William Shakespeare

Türkçe Söyleyen: Can Yücel

Reji/Kurgu/Metin Yazımı: Aysel Yıldırım, Cüneyt Yalaz, İlker Yasin Keskin, Metin Göksel

Oyuncular: Aysel Yıldırım, Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Cüneyt Yalaz, Esra Dilsöz, Metin Göksel, Nevzat Eser

Müzik: Cansun Küçüktürk

Sahne Tasarımı: Veli Kahraman

Kostüm Tasarımı:  Ayşenur Arslanoğlu

Teknik Sorumlu: İrem Dağdeviren, Yasemin Özen

Fotoğraf: Kenan Özcan

İki perde, 120 dakika

bahar noktaıs sorusturması 10


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik