İsmail Sarp Aykurt: Propaganda, komplo teorilerinden çok daha gerçek
İletişim ve siyasal propaganda çalışmalarıyla bilinen Dr. İsmail Sarp Aykurt, Sarmal Kitabevi’nden çıkan beşinci kitabı Toplum Tarih Propaganda’da 14 Mayıs 2023 seçimlerini seçim afişleri üzerinden, göstergebilimsel yöntemle çözümlüyor. Kitap, Demokrat Parti döneminden 1960 darbesine, 1970’lerin sağ-sol çatışmasından 1990’ların koalisyon yıllarına uzanan kısa bir tarihsel arka planı da 2023’e bağlıyor. Aykurt’a göre propaganda iktidarın ve sınıf siyasetinin bir yansıması, hayatımızın her anında işleyen bir süreç. Bu yüzden derdi, propagandayı konuşmayı akademinin dışına taşımak ve okurlarını “propaganda okuryazarı” kılmak. İsmail Sarp Aykurt’la, çalışmalarını ve dezenformasyon çağında propagandayla nasıl başa çıkılabileceğini konuştuk.
Propagandanın ya da siyasetin emekçi halkın gündemine girmesi gerektiğine inanıyorum. Apolitik bir halk iradeden yoksun bir kalabalığa dönüşür. Benim buradaki derdim, insanları propaganda okuryazarı kılmak ve bu meseleleri konuşmayı kesinlikle akademinin dışına taşımak.”

Yeni bir çalışmanız daha yayımlandı. Siyasal propaganda ve siyasal tarih gibi alanlarda çalıştığınızı biliyoruz. Peki kitabı hangi motivasyonla yazdınız, neden yeniden propaganda?
Propagandayı tekil bir şey olarak düşünmenin yanlış olduğu kanaatindeyim. Çünkü propaganda dediğiniz olgu, iktidarın ve sınıfsal siyasetin yansımasından ibarettir. Kendiliğinden ortaya çıkmaz; baskın siyasetin, iktidardaki ideolojik odağın ve tutumun, sınıfsal aidiyetin yarattığı bir olgu ve süreçtir. Bu nedenle kitapta bu kavşak noktasını ilgilendiren alanlar öne çıkıyor. Kitabı bu bilinçle yazmaya çalıştım. Son derece güncel bir kesit olan 14 Mayıs 2023 seçimlerini de bu yüzden seçim afişleri üzerinden, propagandanın genel kabul gören ilkeleri bağlamında ve göstergebilimsel yöntemi kullanarak değerlendirmeye çalıştım. Dolayısıyla kitapta kavramlar, ideolojiler ve göstergebilimsel çözümleme birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Motivasyonlarım arasında propagandanın etkilerini akademik bağlamın dışına çıkarıp gündelik hayatın, bizim gibi sıradan insanların gündemine taşımak var. Propaganda ve onunla ilişkili bütün pratikler, halkın rızasını, toplumsal onayı almak, insanları duygularından da yararlanarak ikna etmek için yapılır. Bu yüzden propagandanın ya da siyasetin emekçi halkın gündemine girmesi gerektiğine inanıyorum. Apolitik bir halk, amiyane tabirle “herkesin dolmuşuna binmekle” kalmaz; bir yığına, iradeden yoksun bir kalabalığa dönüşür. Benim buradaki derdim, insanları propaganda okuryazarı kılmak ve bu meseleleri konuşmayı kesinlikle akademinin dışına taşımak.
Bu çalışmayı, daha önce okurla buluşan ve İkinci Dünya Savaşı’nı, savaş döneminde kullanılan afişleri konu edinen kitabınızdan ayıran neler var?
Açıkçası o kitapta da kimi kavram setlerini propaganda başlığı altında ele almış, incelemiştim. Ancak Toplum Tarih Propaganda’da kavram muhasebesinin yanı sıra temel olarak işaret ettiğim ideolojileri de açımlıyor, bu kez Türkiye örneklerini tartışıyorum. Kitap, propagandayı yalnızca bir “kavram” olarak ele almıyor; propagandanın ideoloji ve iktidarla bağlarını da sorgulamaya çalışıyor. Yani burada aynı şeyleri tekrar etmek yerine bunları tartıştırmaya çalışıyorum diyebilirim.
Kitabın merkezinde, ittifakların da boy gösterdiği, hem tarihsel hem güncel açıdan özel bir kesit olan 14 Mayıs 2023 seçimleri var. Son bir ek olarak, kitapta “seçimli”, “olağanüstü” ve “radikal” başlıklarıyla adlandırdığım dönemlere de çok kısaca değinmeye çalışıyorum. Bunlar arasında seçimli, seçimsizleştirilen ve sokağa taşınan dönemler var. Biri sağ iktidar, yani Demokrat Parti dönemi; haliyle 1950’lere gönderme yapıyor. Diğeri, 1960 askeri darbesiyle başlayan Milli Birlik Komitesi (MBK) dönemi. Bir diğeri, sağ ile sol arasındaki siyasal çatışmaya kısaca değindiğim 1970-80 arası dönem. Sonuncusu ise 1990’ların başı, SHP’nin koalisyon hükümetinde yer aldığı dönem. Bu bölümler çok ayrıntılı değil; ancak okura siyaset ve propaganda üzerine fikir vermesi ve 2023’e bağlanması bakımından kesinlikle önem taşıyor.

Kara propagandayı, dezenformasyonu, envai çeşit yalanı ve komplo teorisini nasıl alt edecek, bunlarla nasıl başa çıkacağız? Bu çözümlemeler ve söz ettiğim okuryazarlık, bizim gibi sıradan insanlar için son derece gerekli, gerçek bir ihtiyaç. Çünkü buna maruz bırakılan bizleriz ve doğruya olan ihtiyacımız bu dönemde daha da artmış durumda. Kitap, bu ihtiyaçların bir kısmına değinmeye, yanıt vermeye çalışıyor.”
Küresel ölçekte kapsamlı bir propaganda savaşının içinde olduğumuz görülüyor. Bölgesel savaşlar, küresel siyasi krizler gibi birçok olay, propagandanın varlığını göstermekle kalmıyor; etkin biçimde kullanıldığını da ortaya koyuyor. Kitabınızda bunları çözümlemek için önerdiğiniz bir yöntem seti var mı?
Öncelikle şunu söylemiş olayım: Evet, kitapta içerik olarak birçok kavrama ve ideolojiye yer veriyorum. Bunların küresel modeller olduğunu zaten biliyoruz. Örneğin güç zehirlenmesi, toplum mühendisliği, siyasal iletişim ve halkla ilişkiler gibi birçok terim, propagandanın farklı adlarla da sahneye çıkabildiğini gösteriyor. Ben bunları genel bir propaganda başlığı altında değerlendirme taraftarıyım. Bu, aralarında farklılık olmadığı anlamına gelmiyor; ancak odaklanmak açısından propagandayı merkeze almak önemli. Burada kavramları yarıştırmıyoruz; yenilerini piyasaya sürmek gibi bir hedefim de yok.
Öte yandan göstergebilimin, toplumsal bir çözümleme yöntemi ve bir “okuryazarlık” olarak halk nezdinde de karşılık bulmasını önemsiyorum. Kara propagandayı, dezenformasyonu, envai çeşit yalanı ve komplo teorisini nasıl alt edecek, bunlarla nasıl başa çıkacağız? Bu nedenle bu çözümlemeler ve söz ettiğim okuryazarlık, bizim gibi sıradan insanlar için son derece gerekli, gerçek bir ihtiyaç. Çünkü buna maruz bırakılan bizleriz ve doğruya olan ihtiyacımız bu dönemde daha da artmış durumda. Kitap, bu ihtiyaçların bir kısmına değinmeye, yanıt vermeye çalışıyor. Böylesine büyük bir enformasyon akışının içinde, kendi toplumsal araç setlerimizle yalanı ve yanlışı doğru siyasetten, illüzyonu gerçeklikten ayırt etmemiz ve komplo teorileriyle boğuşmamız gerekiyor. Bunlarla başa çıkmak ise kanımca propaganda okuryazarlığının ötesinde, asıl olarak genel ve çok boyutlu bir mücadelenin konusu.
Son olarak, hem kitaba hem de gelecekteki çalışmalarınıza ilişkin neler söylemek istersiniz?
Kitabın etkisini elbette üzerine yapılacak sohbetler ve polemikler belirleyecek. Kitabın akademik bir aurası olmadığını söylemiyorum; bu yanlış ya da korkulacak bir durum da değil. Ancak önemsediğim şey, gündelik hayatta sürekli karşılaştığımız kavramların ve ideolojilerin ne olduğunu nesnel ve güncel bir biçimde ortaya koymak, bunun bilincine varan kamusal, entelektüel alanlar yaratılmasına katkı sunmak. Benzetme yoluyla buna bir hegemonya mücadelesi de denebilir. Bu, benim açımdan henüz bir başlangıç. Okuryazar olmaktan kastettiğim de tam olarak bu. Hepimizin deneyimlediği gibi, bazı kelimeler kirletiliyor, algılanışlarıyla oynanıyor ya da kimi hesaplar uğruna meze ediliyor. Propaganda da böyle bir şey. Bu yüzden kelimeleri doğru bilemiyor, doğru kullanamıyoruz. Söylediğim etimolojik bir şey değil.
Sosyal medyada bir haber başlığı okurken, televizyon izlerken, bir sloganla karşılaştığımızda, bir öykü okurken ya da bir dizi izleyip üzerine konuşurken, bir kahvehanede ya da berberde koyu bir siyasi sohbetin içindeyken, hatta hayatımıza dair gündelik kararlar alırken karşılaştığımız, değdiğimiz her şeyin içinde bir propaganda süreci işliyor. Nasıl ki “ideolojik konuşmayalım, işin içine siyaseti bulaştırmayalım” denirken aslında gizlenmeye çalışılan ideolojik bir manevra yapılıyorsa, propaganda da gözle görülüp elle tutulmasa bile komplo teorilerinden çok daha gerçektir. Çünkü hayatımızın her anında göstergeler, imgeler, semboller, söylemler var. Kitap bu açıdan değerlendirilirse memnun olurum.
Gelecekte yapmayı tasarladığım işler elbette var, ancak henüz olgunlaşmış bir şey olduğunu söyleyemem. Zaten bu işler, amiyane tabirle, siparişle olacak şeyler değil; olmamalı da. Bu nedenle süreç, hem gözlemleyerek hem de daha çok okuyup anlamlandırmaya çalışarak olgunlaşacak gibi görünüyor.
Öğr. Gör., Dr. İsmail Sarp Aykurt
Maltepe Üniversitesi Disiplinlerarası İletişim Bilimleri Doktora (PhD.) programını bitirdi. Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi Spor İletişimi ve Gazeteciliği bölümü mezunu. Eski lisanslı sporcu ve Türkiye Basketbol Federasyonu asistan koç ve menajerlik lisanslarına sahip. Mersin Toros Üniversitesi’nde Öğr. Gör. Dr. unvanıyla dersler veriyor. Gazeteciliğe 2014 yılında soL Haber Portalı’nda başladı. Pek çok yayında çalıştı, haber ve yazıları yayınlandı. Çukurova Bülten isimli haber organını kurdu. Öğretmen, eğitmen ve usta öğretici unvanlarıyla, cezaevinden liseye kadar birçok kuruma yayılan çalışmalarını eş zamanlı olarak sürdüren Aykurt, uzun süredir yazıyor; Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (UM:AG) gibi kuruluşlarda gazetecilik ve medya okuryazarlığı üzerine dersler veriyor. Aykurt aynı zamanda, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFC) gibi kuruluşların üyesi. Aykurt’un, “Yönetim Teorisinin Tarihsel Gelişimi: İşleyim Devrimi ve Kapitalist İşleyişe Dair Notlar” (2015), “Yeni Medya Çağında Suskunluk Sarmalı: Twitter Örneği” (2021), “Bir İdeolojiler Alanı Olarak İkinci Dünya Savaşı ve Siyasal Propaganda: 1939-1945 Savaş Dönemi Afişlerinin Karşılaştırmalı Analizi” (2023) ve “Sporun Alternatif Tarihi: Rutin, Ritüel, Reddiye” (2023) ve “Toplum Tarih Propaganda” (2026) isimli beş kitabı da bulunuyor. Aykurt’un akademik çalışma alanları arasında ise “disiplinlerarası iletişim bilimleri ve medya tarihi, gazetecilik, siyasal propaganda, çalışma sosyolojisi, siyasal ve ideolojik akımlar, siyasi tarih, spor tarihi ve araştırmaları” yer alıyor.







