Şuan Okunan
Shakespeare’in Kelimeleri: Bir şairin kelimelerine bakmak

Shakespeare’in Kelimeleri: Bir şairin kelimelerine bakmak

Avatar fotoğrafı

Kelimeler, kelimeler, kelimeler!”

Moda Sahnesi TV’de yayınlanan “İki Çift Laf: Shakespeare’in Kelimeleri”, Shakespeare’in kelimelerine yakından bakıyor. Shakespeare’in pek çok oyununu Türkçeye kazandıran Emine Ayhan, her bölümde bir kelimeyi mercek altına alıyor;  Shakespeare’in o kelimeyi nasıl kullandığını hangi anlam katmanlarını harekete geçirdiğini dönemin toplumsal bağlamına referans vererek anlatıyor.

BEYZA YILDIRIM

Shakespeare’in kült eserlerinden Hamlet’in ikinci perde ikinci sahnesinde, Polonius’un “Neler okuyorsunuz efendimiz?” sorusuna Hamlet “Kelimeler, kelimeler, kelimeler!” şeklinde yanıt verir. Hamlet’in üç kere vurguladığı Arapça k-l-m (konuşmak, yaralamak, tezahür etmek) kökünden türeyen kelime, özünde “söylenen şey, söz” anlamına gelir. Kelimeler aracılığıyla dile gelen her ifade, insan zihninde ve ruhunda iz bırakan güçlü bir etkiye dönüşür. Tam da bu yüzden dil kimi zaman güzelliklerin doğuşuna vesile olan bir lütuf kimi zamansa felaketlerin kaynağına dönüşen keskin bir araç olmuştur.

Politikacılardan oyunculara, şarkıcılardan şairlere kadar insanlık, varoluşundan bu yana kendini ifade etmek ve dünyayı anlamlandırmak için kelimelere sığınmıştır. Ancak kelimeler kullanıldıkları özneler, amaçlar ve biçimler bakımından birbirinden ayrılır. Politikacılar kelimeleri, yönlendirmek ve etki altına almak istedikleri kitleler üzerinde bir illüzyon aracı ya da ölümcül bir silah gibi kullanabilir. Oyuncular, büründükleri karakterlerin içsel çatışmalarını yansıtmak ve insanı anlatmak için onları birer vasıta olarak ele alır. Şairler ise kelimelerin büyüleyici gücünden faydalanarak kimi zaman yaşadıkları çağın gerçekliğine bir ayna tutar kimi zamansa o gerçekliği kelimelerle yeniden biçimlendirir. Neticede tüm bu çaba -her ne kadar olumsuz bir tınıya sahip olsa da- kökeninde “yaralamak” anlamını da barındıran kelimelerle insan zihninde ve ruhunda silinmez bir etki bırakma halidir.

Hamlet, Polonius’un sorusuna okuduğu kitabın türünü söyleyerek kestirme bir yanıt verebilirdi elbette. Ancak tam bir kelime cambazı olan Shakespeare bu soruya Hamlet’in ağzından, içinde pek çok derin anlam barındıran o meşhur yanıtı verdirmeyi tercih eder: “Kelimeler, kelimeler, kelimeler!”

Çünkü Shakespeare bir ozan olduğu kadar bir kelime madencisidir; onun için kelimeler hiçbir zaman basit şeyler değildir. Ozanın kelimelere yüklediği bu anlamı Hamlet üzerinden okumak da mümkündür. Babasının hayaletinin ortaya çıkışıyla hem zihni hem de benliği altüst olan Hamlet, artık okuduğu metne değil, zihnini işgal eden bu sarsıcı olaya odaklanır. Nitekim ölen babası Kral Hamlet’in hayaleti ile karşılaştığında onu asıl sarsan, hayaletin görüntüsü değil -Hamlet babası ona seslenene kadar onun varlığına inanmaz- kulağına fısıldadığı zehirli kelimelerin yarattığı yıkıcı etkidir.

Yalnızca Hamlet’te değil bütün oyunlarında kelimelere yönelik bu bakışın izlerini sürebileceğimiz Shakespeare’in modern İngiliz diline 1.700’den fazla kelime kazandırdığına inanılmaktadır. Ancak zaman içerisinde görülmüştür ki bu kelimelerin önemli bir bölümü, şair tarafından sıfırdan türetilerek sözlüğe kazandırılmış sözcüklerden ziyade hâlihazırda var olan kelimelerin yaratıcı biçimlerde yeniden kullanılmasıyla ortaya çıkmıştır. Shakespeare kelimeleri yalnızca yeniden üretmekle kalmamış onları farklı bağlamlarda kullanarak yeni anlam katmanları da kazandırmıştır.

Dramaturji derslerinde metinlerini didik didik incelediğimiz şairin Hamlet’inden bir başka örnek verecek olursak, Shakespeare’in dilinin büyüklüğüyle henüz Shakespeare deryasının içine atılmamış çömez bir öğrenciyken karşılaşmamı sağlayan ilk örneklerden biri, “sun” (güneş) ve “son” (oğul) kelimeleri arasında kurduğu ironik ilişki olacaktır sanırım. Bu iki kelime arasındaki ses benzerliği yalnızca zekice bir kelime oyunundan ibaret değildir oyunun en temel meselelerinden biri olan amca-yeğen ilişkisi üzerinden bütün oyunun çerçevesini görmemize imkân veren bir potansiyel taşır.

Emine Ayhan

Hamlet kendisine “Neden hep kara bulutlar gibisin böyle?” diye soran amcası Kral Claudius’a, “Hiç de değil, efendimiz, güneşin yanı başındayım” (“Not so, my lord; I am too much i’ the sun”) şeklinde karşılık verir. Claudius açısından bu söz ilk bakışta oldukça açık bir anlama sahiptir: Hamlet Danimarka krallığının güneşi olan kralın yanı başındadır. Dolayısıyla Claudius’un duymak isteyeceği cevap tam da budur.

Fakat Shakespeare’in kelimenin altında kurduğu anlam bundan çok daha farklıdır. “Sun” ile “son”un İngilizcedeki aynı telaffuzundan yararlanan Shakespeare Hamlet’in “güneşin yanı başında” oluşunu aynı zamanda amcasının kendisini “oğlu” olarak konumlandırmasına bağlar. Hamlet’in babası Kral Hamlet’in yerine asla koyamayacağı Claudius’un kendisine “oğul” olarak yaklaşması; sözleri ve davranışları aracılığıyla kurduğu bu yapay yakınlık, Hamlet için aydınlatıcı olmaktan ziyade bunaltıcı ve yakıcıdır.

Böylece “I am too much i’ the sun” cümlesi iki farklı düzlemde çalışır: Claudius’un duyduğu anlamda Hamlet kralın yani “güneşin” yanındadır; Shakespeare’in seyirciye açtığı diğer anlamdaysa Hamlet istemediği hâlde Claudius’un “oğlu” olmaya zorlanmaktadır. “Sun” ve “son” arasındaki bu ironik ilişki Hamlet’in Claudius’la kurduğu ilişkinin temelindeki çatışmayı tek bir kelime üzerinden görünür hâle getirir: Claudius’un Hamlet’e bir “oğul” gibi yaklaşma arzusu ile Hamlet’in onu hiçbir zaman bir baba olarak kabul etmeyecek oluşu arasındaki gerilim.

Shakespeare’in kelimeye yaklaşımındaki büyüklük de tam burada ortaya çıkar. Bir kelimeyi icat etmekten çok daha fazlasını yapan şair mevcut bir kelimenin sesini, anlamını, bağlamını ve çağrışımını başka bir kelimeyle birleştirerek dilerse sahnenin dramaturjik yükünü tek bir ifadeye sığdırabilir. Böylece basılmak için değil oynanmak için yazılan ve özünde deyişe ve sese dayanan şairin oyunlarında dil yalnızca karakterlerin birbirleriyle iletişim kurduğu bir araç olmaktan çıkar ve karakterlerin birbirlerinden sakladıkları, seyircinin ise aynı anda görebildiği ikinci bir anlam dünyasına dönüşür.

Dolayısıyla Shakespeare’in İngilizce üzerindeki etkisi yalnızca dile yeni kelimeler eklemesinden ibaret değildir. Onun asıl yenilikçi yönlerinden biri mevcut kelimelerin anlam alanlarını genişletmesi, onları alışılmadık bağlamlarda kullanması ve bu yaratıcı kullanımların zamanla dilin kendisine yerleşmesini sağlamasıdır. Böylece İngilizce, Shakespeare’in dili yaratıcı biçimde kullanması sayesinde yalnızca kelime dağarcığı bakımından değil kelimelerin anlam ve çağrışım dünyası bakımından da yeni ve farklı bir perspektif kazanmıştır. Shakespeare’in kelimelerle kurduğu bu yaratıcı ilişkinin izini sürmek onun dilinin nasıl işlediğini ve daha geniş kapsamda İngiliz diline nasıl bir katkı sağladığını anlamanın da en iyi yollarından biri. Bazen tek bir kelimenin peşinden giderek bir karakterin, bir sahnenin, hatta bütün bir oyunun anlam dünyasına açılmak ya da bu kelimenin ozanın oyununda kurduğu anlam ve ilişkiden hareketle gündelik yaşama nasıl katman katman yayıldığını anlamak mümkün.

Moda Sahnesi’nin YouTube kanalı Moda Sahnesi TV’de şu an için yalnızca abone üyelere özel olarak yayınlanan özgün içeriklerden biri olan “İki Çift Laf: Shakespeare’in Kelimeleri” tam da bu bakışla Shakespeare’in kelimelerine yakından bakıyor. Shakespeare’in pek çok oyununu Türkçeye kazandıran ve hâlihazırda Moda Sahnesi’nde bu çeviriler üzerinden sahnelenen oyunların çevirmeni Emine Ayhan, her bölümde bir kelimeyi mercek altına alarak Shakespeare’in o kelimeyi nasıl kullandığını, hangi anlam katmanlarını harekete geçirdiğini ve tek bir kelimenin metnin bütünü içinde nasıl bambaşka bir anlam alanı yaratabildiğini; kelimelerin kökenine inerek ve dönemin toplumsal bağlamına referans vererek anlatıyor.

Keyifli bir sohbet havasında geçen ve her biri en fazla 10 dakika süren bu seride bir yandan Shakespeare’in dünyasına kelimelerin izinden yakından bakarken diğer yandan bir çevirmenin gözünden anlamın hem geçmişte hem de günümüz dünyasında nasıl zuhur ettiğine nasıl dönüşüp yeniden anlam kazandığına tanık olabiliyorsunuz.

Bu tanıklık hali yalnızca yüzyıllar önce yaşamış bir şairin diline bakmakla kalmıyor onun kelimeleriyle kurduğu anlamların dünden bugüne, bugünden de geleceğe uzanan etkisini yeniden düşünmemizi ve zihnimizde yeni katmanlar açmamızı sağlıyor. Shakespeare büyük bir şair. Shakespeare’in neden büyük ve hâlâ önemli bir şair olduğunu anlamanın yolu da belki tam burada onun kelimeleriyle yüzyıllardır seslendiği ve iz bıraktığı bizlerden geçiyor.

 


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik