Miss Turkey: Prenses babandır, kuşak da senin olsun!
MUSTAFA KARA
Öyle aklınıza hemen mayolu kızlar, taçlar, numaralar, göğsü çapraz geçen yazılar gelmesin. Boy kilo cetvelleri, sevimsiz espri yapan geveze sunucular, jüri koltuğunda karta kaçmış yazarlar da gelmesin. Bu hikâye başka hikâye. “Taç”tan bağımsız bir kraliçelik, prenseslik makamı. Ali Cüneyd Kılcıoğlu’nun yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği Miss Turkey, aldatılmış bir kadının hikâyesini tek kişilik performansa dönüştürürken ince bir ipte yürüyor. 10 ayrı karakteri canlandıran Ece Özdikici’nin sırtladığı oyun ironiyle melodram arasındaki dengeyi hassas biçimde kuruyor, asıl vitrinin kendisini odağına alıyor. Yani hayatı.
Sahnede bir yarışmacı yok. Esasen bir yarışma da yok. Eve erken dönmüş, içine şüphe kurdu düşmüş ve ihanet gerçeğini aniden öğrenmiş bir kadın var. Oyun tanıtımında “Evimizin taçsız Miss Turkey’i” diye anılan, bir kez değil yeniden ve yeniden seçilmek zorunluluğu varmış gibi davranılan “sıradan” bir kadın işte.

AĞLATMADAN ANLATMAK
Yılların emeğini bir ihanetle yitirmek, daha doğrusu ihanetle yüzleşmek kolay iş değil. Metnin en doğru tercihlerinden biri bu durumu bir melodram malzemesine dönüştürmemesi. Gözyaşı ve yıkılmışlığa yaslanmak yerine, olaylara ironik bir mesafeyle yaklaşırken seyirciye de “acıma” değil, “anlamaya çalışma” vazifesi yazıyor. Elbette hüzün var, acı var; ama mağduriyet estetiği yok. Oradan kolayca sıyrılıyor taçsız kraliçe ve hem hikâyesini anlatmaya, hem yeniden yazmaya başlıyor. İnce çizginin öbür tarafına düşen “güçlenme”, “bireysel dayanıklılık” risklerine de kaptırmıyor kendini. Finale doğru “ayağa kalkış” eksenli minik bir didaktizm sezilse de, sorunun çözüm yükünü yine kadının sırtına yıkmayan bir noktada duruyor.
Farklı karakterleri de oynayan Ece Özdikici geçişlerde başarılı ve ana karakteri odağına alan geçişler kuruyor. Bazen de farklı görünümlerin toplamı ana karakteri biçimliyor. Benzemez tepkiler peş peşe geliyor, çelişkili adımlar art arda atılıyor. Bazen ılımlı, bazen öfkeli, bazen üzgün, bazen umutlu, çoğu zaman cesur. Tek bir Miss Turkey yok aslında, hepsi ayrı ayrı Miss Turkey olan kadınların aritmetik olmayan toplamı. Cümleye “Aldatıldım ben” diye giren ve farklı farklı yollardan geçse de “Prenses babandır”a ulaşan bir toplam. Buraya ulaşmak kolay değil elbette, “Bunca yıllık evlilikten sonra böyle şeyleri anlatmak hiç kolay değil. Üstelik anlattığım kişiler de illa ki beni suçlu bulacaklar”dan geliyor üstelik. Anlatarak geliyor; az şey değil.

KIRMIZI KUŞAK
Miss Turkey’nin müziği ve değişken bir ışık tasarımı yok. Sahnenin ortasında bir valizden ibaret sade bir dekor tasarımı var. Valizden çıkan uzun kırmızı kuşak, kadının belini sarıyor ve o bildik kırmızı kuşağa dönüşüyor. Beyaz elbise tercihi de bu algıyı güçlendiren bir faktör elbette. Türk geleneğinde bekâreti simgeleyen bir ritüel olarak düğünlerin yaygın bir öğesi olan bu kuşak, bazı yörelerde “gayret kuşağı”, bazı yörelerde bolluk, bereket ve korunma gibi anlamlar taşıyor. Kadının baba evinden çıkış ritüellerinden biri. Miss Turkey sahnesinde ise tıpkı bir göbek bağı gibi kadını valize bağlıyor. Baba evinde “özenle korunan”ı simgeleyen bağ, koca evinde de kurulan kopmaz bağı simgeleyen bir işlev görüyor. Valiz ise muhtemelen o güne kadar getirdiklerinin toplamı; hayatta biriktirmesine izin verilenlerin toplamı. Ama “omnia mea mecum porto” türünden bir valiz değil asla. Eski tip, deri bir valiz; zarftan belli mazrufun mahiyeti.
Kırmızı kuşak, Prometheus’u kayaya bağlayan cinsten bir zincir aslında. Ama isyan ettiği için değil, isyan edemesin diye zaman içinde adım adım örülmüş bir zincir bu; örste dövülmemiş, gün be gün, ilmek ilmek örülmüş. Ne valizde ne kuşakta övülecek, özenilecek bir şey var yani. Oyunun hareket düzeni de bunu doğruluyor. Sahnedeki hareketlerin odağında bu kuşak var ve sürekli ayağa dolanan, hareketi sınırlayan bir bağ olarak asıl işlevi görünür oluyor.
Kuşak, yalın tasarlanmış sahnede kadına eşlik eden ikinci bir oyuncu gibi hareket ediyor; Nihat Alpteki’nin rejisinde kadını hem bağlayan hem ona eşlik eden, hem zinciri hem iç dünyasının aynası olan bir varlık. Finaldeki sarılmayı anlamlı kılan da bu ikilik. Örülen her şey gibi bu bağ da bir noktada biçim değiştiriyor. Kadın önce kuşağa sarılıyor, kendini onunla sarmalıyor; ama bir bütün olmak yerine köklü ve sert bir vedayı yeğliyor. Miss Turkey kuşağının göğsü çapraz geçişi gibi, kadın bedeni üzerinden verilen bütün o mesajların bittiği yer burası. Kaderini eline alıyor artık.
Eski deri valiz de bu vedanın bir parçası. Kadının aradığı, belki de en sonunda bulduğu şey “omnia mea mecum porto” valizi: “Ona ait olan her şey yanında”, çünkü onların ne olduğuna artık o karar veriyor. Şimdi ister aşkı için göklerde taklalar atacak Vecihi’sini bulmaya gider, ister canının istediği başka bir yere.
İnşallah “…dışarıda bir yerlerde bir Vecihi vardır.”
* Miss Turkey, 7 Kasım Cumartesi Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi, 16 Kasım Pazartesi Caddebostan Kültür Merkezi, 25 Kasım Çarşamba İBB Ataköy Baruthane Sahnesi ve 15 Aralık Salı Çorlu Memduh Şevket Esendal Sahnesi’nde izlenebilir. Biletler Tiyatrolar‘da.
“Miss Turkey”
Yazan: Ali Cüneyd Kılcıoğlu
Yöneten & Konsept: Nihat Alpteki
Yönetmen Yardımcısı: İdil Uygur
Proje Tasarım: Mustafa İri
Afiş Fotoğrafı: Emrah Yağız
Afiş Tasarım: Galip Aksular
Oynayan: Ece Özdikici
Tek perde, 60 dakika
Sahne & Tuval Kolektif

“Miss Turkey”



