Inishmorelu Yüzbaşı: Renksizliğin mesafesi
Oyunun siyah-beyaz olması, özünde hikâyenin anlatım biçimine dair bir karar. Şiddetin her şeyi tükettiği bir dünyada renkler çoktan çekilmiş; geri dönen tek renk şiddetin rengi. Yönetmen Gündüz bu tek rengi finale saklayarak hem en çarpıcı anını kuruyor hem de en büyük riskini alıyor.
AYBERKHAN MUSTAFA AKYOL
Baht Tiyatro, VAG Yapım ve Panda Drama imzasıyla, Volkan Ateş Gündüz’ün yönetiminde sahnelenen Inishmorelu Yüzbaşı, Kuzey İrlanda Sorunu’nu merkeze alıyor. Üstelik bunu alışık olmadığımız biçimde siyah-beyaz olarak yapıyor. Renk makyajdan kostüme, dekordan ışığa tüm unsurlardan çekilirken, bu renksizlik hali sahnede olup bitene karşı bir mesafe yaratıyor. Tercihi cesur kılan da tam olarak bu bütünlük. Sahnede duyguları, hatta gerçekliğin kendisini kuran bu unsurlardan renkleri almak birçok şeyi kısıtlayıp zorlaştırıyor belki, ama öte yandan bu kısıtlama prodüksiyona en güçlü aracını da veriyor. Renkten arınmış bir dünya seyircinin karakterlerle özdeşleşmek yerine, onları Brechtçi bir uzaklıktan izlemesini sağlıyor.
İrlandalı yazar Martin McDonagh’ın güldürüsünün işleyebilmesi için seyircinin gülebilecek kadar uzakta durması gerekiyor. Siyah-beyazın yarattığı mesafe bu açıdan metinle örtüşüyor ve kazancını en çok mizahta gösteriyor. Ne var ki bu uzaklık McDonagh’ın şiddetli dilini komedinin hizmetine sokarken, metnin politik ağırlığını finale erteliyor.
Oyun, öngörülemez davranışları yüzünden IRA’ya alınmayan, özgür İrlanda davasına gönül vermiş Deli Padraic’in etrafında dönüyor. Katıldığı fraksiyon da artık ondan kurtulmak istiyor. Hikâye, Padraic’in babası Donny ile komşuları Davey’nin, Padraic’in dünyada değer verdiği tek canlının, kedisi Wee Thomas’ın parçalanmış cesedini bulmasıyla başlıyor. Olaylar Padraic’in kedisi için Inishmore’a dönmesiyle çığırından çıkıyor.

RAHATSIZ EDİCİ BİR GÜLDÜRÜ
Yazar McDonagh, kara mizahı “suratına tiyatro” öğeleriyle birleştirerek rahatsız edici bir güldürü kuruyor. Oyun eleştirel bir kara mizah örneği olsa da kendisi de politik duruşu nedeniyle eleştirilerden payını alıyor. McDonagh’a yöneltilen eleştirilerin başında, “aptal İrlandalı” tiplemesini kullanması ve şiddeti yalnızca cumhuriyetçi cepheden geliyormuş gibi göstermesi geliyor.
İrlanda-İngiltere ilişkilerinden doğan sorunları ele alan ve bize uzak bir coğrafyada geçen oyunda kültüre özgü pek çok espri var. Yine de seyircinin bunlardan bazılarını ıskalaması ne bir boşluk yaratıyor ne de “Bu şimdi neden söylendi?” hissi uyandırıyor. Çünkü prodüksiyon, yerinde kararlarla mizahı koruyor ve seyircide karşılığı kesin espriler üzerinden yeniden kuruyor. İştah açıcı ayakkabı boyası yeme sahneleri de örgüt üyelerinin yarım yamalak hafızaları da bunun örnekleri.
Sahnelemeyle ilgili bir diğer karar ise oldukça yerinde. Bu kadar çok ateş edilen bir oyunda mantarlı tabanca kullanılmaması izleyici dostu bir seçim. Yalnız oyuncuların tetik disiplinindeki eksiklik birkaç kez fazladan ateş açılmasına ve beklenmedik komik anlara yol açabiliyor.
GECİKEN YÜZLEŞME
Oyundaki mesafe, şiddet söz konusu olduğunda değişiyor. Mizahın kazandığı güç, öbür taraftan bir şeyler eksiltilerek elde ediliyor. Gündüz’ün rejisi, oyun boyunca biriken şiddeti ve onun anlamsızlığına dair bütün vurguyu neredeyse tek bir sahneye yüklemeyi seçiyor. Finaldeki o sahneyle birlikte ışık sahneye keskin bir gölge ve oyunun ilk rengini düşürüyor. Bütün oyun boyunca korunan mesafe tek hamlede kırılıyor ama oyunun başından beri steril bir komikliğe alışmış seyirci için bu sert yüzleşme ne anlama geliyor? Sahiden vurucu bir etki mi bırakıyor, yoksa gecikmiş bir hamle mi? Belki kan kırmızısından önce, aksiyon sahnelerinde koyu bir siyah kullanılarak metnin yaratmaya çalıştığı rahatsızlık hissi bu sahneye kadar yavaş yavaş kurulabilirdi.
“The Troubles” bize uzak bir coğrafyanın meselesi gibi görünebilir ve bizi duygusal olarak ne kadar etkileyeceği sorgulanabilir ama şiddetin kötülüğü coğrafya tanımayan bir gerçek, yeter ki seyircinin onu hissedebileceği zemin baştan hazırlansın. Mesafe ne kadar uzun korunursa, onu kırmak da o kadar zorlaşıyor.
Oyunun siyah-beyaz olması, özünde hikâyenin anlatım biçimine dair bir karar. Şiddetin her şeyi tükettiği bir dünyada renkler çoktan çekilmiş; geri dönen tek renk şiddetin rengi. Yönetmen Gündüz bu tek rengi finale saklayarak hem en çarpıcı anını kuruyor hem de en büyük riskini alıyor: O renk göründüğünde seyirci gülmeyi bırakmaya hazır mı?
*Inishmorelu Yüzbaşı, 13 Kasım’da Bursa Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde, 18 Kasım’da Çorlu Ünal Baysan Kültür Merkezi’nde, 19 Kasım’da SES 1885-Ortaoyuncular’da, 27 Kasım’da Sahne Dragos’ta, 2 Aralık’ta House of Performance’ta, 7 Aralık’ta Mall of İstanbul MOİ Sahne’de, 17 Aralık’ta Ankara Çankaya Sahne’de, 22 Aralık’ta Çorlu Ünal Baysan Kültür Merkezi’nde, 30 Aralık’ta İzmir Suat Taşer Tiyatrosu’nda, 7 Ocak’ta Mall of İstanbul MOİ Sahne’de izlenebilir. Biletler Tiyatrolar’da.
“Inishmorelu Yüzbaşı”
Yazan: Martin McDonagh
Çeviren: Mehmet Ergen
Yönetmen: Volkan Ateş Gündüz
Oyuncular: Burak Demir, Aziz Çoban, Yeşim Çelebi, Metin Kurt, Cihan Bektaş, Çağla Açar
Yönetmen Yardımcısı: Çağla Açar
Dekor Tasarım: Selim Cinisli
Kostüm Tasarım: Zeynep Rojin İlhan
Işık Tasarım: Ahmet Ubuz
Müzik: Volkan Ateş Gündüz
Afiş Tasarım: Galip Aksular
Asistan: Adem İlker Durguner
Yapım Koordinatörleri: Nazlı Alev Özgenç, Togan Genç
PR ve Basın-İletişim Danışmanı: Bikem Ögünç Demir

“Inishmorelu Yüzbaşı”



